Translate

7 Mart 2014

Feminist olmayan devrim devrim değildir!


İSTANBUL'DAKİ FEMİNİSTLERE
DÜNYADAN DESTEK YAĞIYOR

2003 yılından beri her 8 Mart'ta Taksim'de düzenlenen Feminist Gece Yürüyüşü için yapılan uluslararası dayanışma çağrısına dünyanın dört bir yanındaki kadın ve LGBTİ örgütlerinden destek yağıyor. Dünya çapında bilinen feminist aktivist ve yazarlardan gelen mesajlardaki ortak dilek ise yürüyüşün engellenmemesi.
07.03.2014

 
  



2003 yılından beri her 8 Mart'ta Taksim'de düzenlenen Feminist Gece Yürüyüşü için yapılan uluslararası dayanışma çağrısına dünyanın her yerindeki kadın ve LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) örgütlerinden destek geliyor. İstanbul Feminist Kolektif'in çağrısıyla yarın, saat 19:00'da Taksim'de 12'ncisi düzenlenecek olan 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü için bu yıl uluslararası dayanışma çağrısı yapıldı. Bu çağrı üzerine İtalya'dan Hırvatistan'a, İngiltere'den Macaristan'a kadar dünyanın çeşitli yerlerinden İstanbul'daki feministlere dayanışma mesajları geldi.



Dünyanın dört bir yanından gönderilen mesajlarda feminist mücadelenin ve kadın dayanışmasının gücüne vurgu yapılarak Feminist Gece Yürüyüşü'nün 12'inci yılı kutlandı. Christine Delphy ve Cynthia Cockburn gibi dünya çapında bilinen feminist aktivist ve yazarların da yaygınlaştırdığı dayanışma mektuplarında Taksim'de Gezi sürecinden sonra yoğunlaşan güvenlik önlemleri sebebiyle Feminist Gece Yürüyüşü'nün engellenme ihtimaline karşı oldukları mesajı da yer alıyor.

"SÜRECİN TAKİPÇİSİYİZ"
Kendi dillerinde yaptıkları açıklamaları internet sitelerinden ya da sosyal medya hesaplarından yaygınlaştıran kadınlar, 8 Mart kapsamında düzenledikleri eylemlerden dayanışma mesajlarını içeren fotoğraflar da paylaştılar. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve Başbakanlık'a ilettikleri e-posta ve fakslar yoluyla yürüyüşün engellenmesiyle ilgili kaygılarını dile getirerek 8 Mart'ta Taksim'de bir araya gelecek kadınların güvenliğinin sağlanması konusunda sürecin takipçisi olduklarını vurguladılar.

ARJANTİNDEN ZAGREB'E
Uluslararası alanda örgütlenen AWID (Kalkınmada Kadın Hakları Derneği), savaşa karşı uluslararası bir kadın ağı olan Women in Black (Siyahlı Kadınlar)'in Londra örgütlenmesi, İtalya'daki Dünya Kadın Yürüyüşü grubu, uluslararası örgütlenen Young Feminists Wire, İtalyan radyosu Radyo Onda Rossa, Hırvatistan Zagreb'den Women's Room, Arjantin'den Peace-aids Foundation, Avrupalı Yeşiller Partisi başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinden kadın ve LGBTİ örgütleri kendi dillerinde basın açıklaması yaparak, web sitelerinde İFK'nın çağrısına yer vererek ya da dayanışma mesajları yollayarak gece yürüyüşüne destek verdiler. İstanbul'daki feministlere desteklerini sürdüreceklerini ifade eden kadın ve LGBTİ örgütlerinden dayanışma içeren mesajlar gelmeye devam ediyor.



Destek mesajının yayınlandığı linklerden bazıları:


Feminist Gece Yürüyüşü'nün tarihçesi  
8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü'nün ilki 2003 yılında Taksim Meydanı’ndan Mis Sokak'a doğru gerçekleştirildi. Savaş ve işgal temasıyla gerçekleştirilen yürüyüşte 'Hitler, Mussolini, Şaron, Miloseviç, Bush, Saddam… Hepsi erkek, tesadüf mü?' yazan bir pankart taşındı. 2004 Yılında yine aynı yerde toplanan kadınlar bu defa kadın cinayetleri temasıyla ve 'erkek vuruyor devlet koruyor, mezar değil sığınak istiyoruz' yazan pankartlarla yürüdüler. 2005 Yılında yürüyüş Galatasaray’dan Taksim Meydanı'na doğru yapılırken, 'erkek düzenine itaat etmiyoruz' pankartı taşındı. 2006 Yılında 'feminist başkaldırı', 2007 yılında ise ‘patriarkaya, kapitalizme, militarizme ve milliyetçiliğe karşı feminist mücadele' pankartlarıyla yüründü. 2008 ve 2009 yıllarında gerçekleştirilen yürüyüşlerin ana sloganı ‘militarizme, kapitalizme, milliyetçiliğe, patriyarkaya karşı feminist mücadele’ydi. Kadınlar 2010 yılında 'feminist isyan, kadın cinayetlerine isyandayız', 2011 yılında da 'erkek egemen düzene karşı feminist mücadele' diye hep bir ağızdan bağırdılar. 2012 yılında ise kadınların gündeminde aile vardı; pankartlarında ise 'aile değil kadınız feminist isyandayız' yazıyordu. 2003 yılında 100 kadar kadınla başlayan gece yürüyüşüne 2012 yılında binlerce kadın katıldı. İstiklal Caddesi'nde toplanan binlerce kadın ‘yaşasın feminist mücadelemiz’ diye haykırdı. 2013 yılında kadınlar 'hayatımız, bedeniz, kararımız bizim, aileniz sizin olsun' sloganları atılıyordu.


http://www.youtube.com/watch?v=IqAzUNG4S68



12. FEMİNİST GECE YÜRÜYÜŞÜ
Tarih: 08 Mart, Cumartesi
Yer: Galatasaray Lisesi
Saat: 19:00

PROGRAM:
8 MART CUMARTESİ
19:00 Gece Yürüyüşü Beyoğlu Galatasaray
20:30 Bulunduğun her yerden ses çıkarma eylemi
21.30 8 Mart Partisi Beyoğlu The Mekan
9 MART PAZAR:
12.00 8 Mart Mitingi Kadıköy Haydarpaşa Numune önü





5 Mart 2014

geceleri terk etmiyoruz!

KADINLAR
SOKAKLARI DA,  MEYDANLARI DA
TERK ETMEYECEK!

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü'nün ilki 2003 yılında Taksim Meydanı’ndan Mis Sokak'a  doğru gerçekleştirildi. Savaş ve işgal temasıyla gerçekleştirilen yürüyüşte 'Hitler, Mussolini, Şaron, Miloseviç, Bush, Saddam… Hepsi erkek, tesadüf mü?' yazan bir pankart taşındı. 2004 Yılında yine aynı yerde toplanan kadınlar bu defa kadın cinayetleri temasıyla ve 'erkek vuruyor devlet koruyor, mezar değil sığınak istiyoruz' yazan pankartlarla yürüdüler. 2005 Yılında yürüyüş Galatasaray’dan Taksim Meydanı'na doğru yapılırken, 'erkek düzenine itaat etmiyoruz' pankartı taşındı. 2006 Yılında 'feminist başkaldırı', 2007 yılında ise ‘patriarkaya, kapitalizme, militarizme ve milliyetçiliğe karşı feminist mücadele' pankartlarıyla yüründü. 2008 ve 2009 yıllarında gerçekleştirilen yürüyüşlerin ana sloganı ‘militarizme, kapitalizme, milliyetçiliğe, patriyarkaya karşı feminist mücadele’ydi. Kadınlar 2010 yılında 'feminist isyan, kadın cinayetlerine isyandayız', 2011 yılında da 'erkek egemen düzene karşı feminist mücadele' diye hep bir ağızdan bağırdılar. 2012 yılında ise kadınların gündeminde aile vardı; pankartlarında ise 'aile değil kadınız feminist isyandayız' yazıyordu. 2003 yılında 100 kadar kadınla başlayan gece yürüyüşüne 2012 yılında binlerce kadın katıldı. İstiklal Caddesi'nde toplanan binlerce kadın ‘yaşasın feminist mücadelemiz’ diye haykırdı. 2013 yılında kadınlar 'hayatımız, bedeniz, kararımız bizim, aileniz sizin olsun' sloganları atılıyordu.

12. FEMİNİST GECE YÜRÜYÜŞÜ
Tarih: 08 Mart, Cumartesi
Yer: Galatasaray Lisesi
Saat: 19:00

http://www.youtube.com/watch?v=IqAzUNG4S68





8 Mart

KADINLAR
SOKAKLARI DA,  MEYDANLARI DA
TERK ETMEYECEK!

İstanbul Feminist Kolektif'in çağrısıyla binlerce kadın 08 Mart Cumartesi günü, saat 19:00'da, Taksim'de 12. Feminist Gece Yürüyüşü'nü gerçekleştirmek için bir araya gelecek. 'Bedenimiz, hayatımız, kararımız bizim, aileniz sizin olsun' ve 'geceleri, sokakları, meydanları terk etmiyoruz, feminist isyandayız' pankartlarıyla yürüyecek olan kadınlar, taleplerini dile getirecekler.


İstanbul Feminist Kolektif’in çağrısıyla çeşitli kadın örgütlerinden, forumlardan, çevrelerden binlerce kadın Feminist Gece Yürüyüşü'nü gerçekleştirmek için 08 Mart Cumartesi günü, saat 19:00'da, Galatasaray Lisesi önünde buluşacaklar. Kadınlar her 8 Mart’ta olduğu gibi bu 8 Mart'ta da hayatın erkek bakışına ve egemenliğine göre biçimlendirildiği, hane içinde kocanın üstünlüğünün kabul edildiği patriyarkaya, ayrımcılığı ve ön yargıyı besleyen heteroseksizme, erkek şiddetine, cinsiyetçiliğe, kapitalizme, militarizme, emperyalizme ve savaşa karşı ses çıkartacaklar.

İlki 2003 yılında, 'savaş ve işgal' temasıyla gerçekleştirilen 12'inci 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü'nün bu yıl ki teması "direniş" olacak. 100 kadınla başlayan ve bugün binlerce kadının katıldığı büyük bir eyleme dönüşen Gece Yürüyüşü'nde 'bedenimiz, hayatımız, kararımız bizim, aileniz sizin olsun' ve 'geceleri, sokakları, meydanları terk etmiyoruz, feminist isyandayız' yazan iki pankart taşınacak. Galatasaray Lisesi'nden Taksim Meydanı'na yürüyecek olan kadınlar, Başbakanın ben “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum”, "Her kürtaj Uludere’dir", "Kadın mı kız mı belli değil" gibi beyanları, 11 yıldır iktidarda olan AKP hükümetinin erkek şiddetini besleyen muhafazakar politikaları, kadının esnek, güvencesiz ve ucuz emeğin kaynağı olarak görülmesi, kadınların istihdamını arttırıyoruz yaldızıyla, bir yandan esnek çalışmaya, bir yandan da çok çocuk doğurmaya zorlanması, kürtaj yasağı, heteroseksüel tek eşliliği bütün topluma dayatarak trans cinayetlerinin, lezbiyen ve biseksüellerin üzerindeki baskıların artırılması, nefret suçlarıyla ilgili yasal düzenleme yaparken LGBT bireylerin koruma kapsamı dışında bırakılmaları gibi pek çok konuda isyanlarını ve taleplerini dile getirecekler.


Tarih: 08 Mart, Cumartesi
Yer: Galatasaray Lisesi
Saat: 19:00

KADINLARIN TALEPLERİ

ERKEKLERDEN ALACAKLIYIZ, CİNSİYETÇİ İŞ BÖLÜMÜ İSTEMİYORUZ
"Bizi esnek, güvencesiz ve ucuz emeğin kaynağı olarak gören AKP, kadınların istihdamını arttırıyorum yaldızıyla, bizi bir yandan esnek çalışmaya, bir yandan da çok çocuk doğurmaya zorluyor. Ev işlerinin, bakım hizmetlerinin kadınlık görevi olmasına itiraz ediyoruz. İster tam zamanlı evde, ister ev dışında çalışalım, karşılığı ödenmemiş emeğimiz için; bütün ev işlerini ve bakım yükünü üstümüze yıkan erkeklerden alacaklı olduğumuzu her fırsatta dile getirmekten vazgeçmeyeceğiz."  

ERKEKLERE İTİAAT ETMEYECEĞİZ
"Artık erkek şiddetine dur deme cesaretimiz var. Kocamızdan, babamızdan, erkek kardeşimizden, sevgilimizden gördüğümüz şiddetin kader olmadığını biliyoruz. Ölümü bile göze alarak bu şiddete karşı çıkıyor, erkeklere itaat etmeyi reddediyoruz."

NE VEFAKAR EŞİZ, NE DE VEFAKAR ANNE
"Muhafazakar politikalarıyla erkek şiddetini besleyen adımlar atan AKP, kadının “fıtratı” gereği zayıf ve muhtaç olduğunu düşündüğünü söylemleriyle gösteriyor. Başbakanın ben “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” sözleri AKP’nin kadına bakış açısının ta kendisi. Bu bakış açısının ürettiği çözümler şiddeti önlemekten uzak olurken, kadını aile içine hapsediyor ve kadını “vefakar” eş ve anne olmayı dayatıyor." 




KÜRTAJ HAKTIR, ENGELLENEMEZ

‘Her kürtaj Uludere’dir’  sözleriyle düğmeye basan Başbakan’ın ve  AKP Hükümetinin  kürtajı  yasaklayan yasa çıkarmasına karşı mücadele ederek kürtaj hakkımızın yasaklanmasına engel olduk. Fakat AKP yasal olarak yapamadığını uygulamada yapıyor. Devlet hastaneleri 10 haftalık yasal süre içinde olsa dahi isteğe bağlı kürtajda hastane kapılarından bizi geri döndürüyor.  En son İzmir'de kürtaj butonunun kaldırılması ile kürtaja ulaşımın engellendiğini gördük. Kürtajın yasaklanması bizi merdiven altı, sağlıksız kürtaj yöntemlerine itiyor, yaşamlarımız tehlikeye giriyor. Kürtaj haktır, engellenemez."

LGBT'LER DE KORUMA KAPSAMINDA OLMALI

"AKP'nin heteroseksüel tek eşliliği bütün topluma dayatması trans cinayetlerine, lezbiyen ve biseksüellerin üzerindeki baskıların artmasına neden oluyor. LGBT bireylerin namus adı altında nefret suçlarına maruz kalmasına seyirci kalan AKP, nefret suçlarıyla ilgili yasal düzenleme yaparken LGBT bireyleri koruma kapsamı dışında bırakarak bu cinayetlere ortak olmayı sürdüreceğini bir kez daha ilan ediyor."

ERKEK ADALETE KARŞI GERÇEK ADALET İSTİYORUZ
 
"6284 sayılı  “kadınları şiddetten korumak” için yasa çıkalı iki yıl olmasına rağmen  yasada belirtilen haklardan kadınlar yararlanamıyor. Örneğin  geçici maddi yardımları alamıyorlar, çocukların okula gizli kayıt yaptırma hakkı gerektiği gibi işlemiyor, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri'nde (ŞÖNİM) ihtiyaçlarımıza yönelik destek verilmiyor. Kadınlar sığınaktan çıkarılıp, öldürülüyor ve “kendi isteğiyle çıktı” deniliyor. Bunu kabul etmiyoruz. Yargılama süreçleri erkek egemenliği üzerinden yürüyor. Cinayette tahrik, tecavüzde rıza arayan erkek adalete karşı gerçek adalet istiyoruz."

CİNSİYETÇİ ADAYLAR İSTEMİYORUZ
"Başta Başbakan olmak üzere AKP Hükümetinin politikasının özeti, AKP’ye yolsuzluk, kadınlara yoksulluk ve şiddettir. Önümüzde yerel seçimler var. Bizim cinsiyetçi adaylara / cinsiyetçi politikaları sorgulamayan partilere verilecek bir tek oyumuz yok. Oyumuz kadınlardan yana bir yerel yönetim için, oyumuz yaşadığımız mekanı, kenti değiştirmek için…"

BARIŞ SÜRECİNİ HIZLANDIRILMASINI VE ŞEFFAFLAŞTIRILMASINI İSTİYORUZ
"30 yıldır konuşan  silahlar son bir yıldır sustu. Kürt sorununun çözümü umudunu  taşıdık hep birlikte. Ancak  bu çözüm süreci ne iyi gidiyor, ne de şeffaf! Biz bu sürecin hızlanmasını, yasallaşmasını ve kadınların taraf olarak katılmasını istiyoruz! Acil çözümün ve başta ana dilde eğitim olmak üzere çözüm haklarının birçoğunun feministlerin de talebi olduğunu tekrarlıyoruz."


FEMİNİST GECE YÜRÜYÜŞÜ'NÜN TARİHÇESİ

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü'nün ilki 2003 yılında Taksim Meydanı’ndan Mis Sokak'a  doğru gerçekleştirildi. Savaş ve işgal temasıyla gerçekleştirilen yürüyüşte 'Hitler, Mussolini, Şaron, Miloseviç, Bush, Saddam… Hepsi erkek, tesadüf mü?' yazan bir pankart taşındı. 2004 Yılında yine aynı yerde toplanan kadınlar bu defa kadın cinayetleri temasıyla ve 'erkek vuruyor devlet koruyor, mezar değil sığınak istiyoruz' yazan pankartlarla yürüdüler. 2005 Yılında yürüyüş Galatasaray’dan Taksim Meydanı'na doğru yapılırken, 'erkek düzenine itaat etmiyoruz' pankartı taşındı. 2006 Yılında 'feminist başkaldırı', 2007 yılında ise ‘patriarkaya, kapitalizme, militarizme ve milliyetçiliğe karşı feminist mücadele' pankartlarıyla yüründü. 2008 ve 2009 yıllarında gerçekleştirilen yürüyüşlerin ana sloganı ‘militarizme, kapitalizme, milliyetçiliğe, patriyarkaya karşı feminist mücadele’ydi. Kadınlar 2010 yılında 'feminist isyan, kadın cinayetlerine isyandayız', 2011 yılında da 'erkek egemen düzene karşı feminist mücadele' diye hep bir ağızdan bağırdılar. 2012 yılında ise kadınların gündeminde aile vardı; pankartlarında ise 'aile değil kadınız feminist isyandayız' yazıyordu. 2003 yılında 100 kadar kadınla başlayan gece yürüyüşüne 2012 yılında binlerce kadın katıldı. İstiklal Caddesi'nde toplanan binlerce kadın ‘yaşasın feminist mücadelemiz’ diye haykırdı. 2013 yılında kadınlar 'hayatımız, bedenimiz, kararımız bizim, aileniz sizin olsun' sloganları atılıyordu.






20 Şubat 2014

Ay mı, hilal mi?

ALGI

- Ben bu dövmemi dönüştürmek istiyorum.
- İyi de ay yaptırmayı sen istedin.
- Tamam da ben ay yaptırdım insanlar hilal gördüler. Sürekli milliyetçi misin, ulusalcı mı diye soruyorlar. Böyle algılanmak istemiyorum.
- Ama dövme böyle bir şey. Bunu femina yapsak bile başka biri başka bir şey görecek. Herkesin söylediğine takılırsan bütün elini dövmeyle kaplamak zorunda kalırım.  
- Yok, yok değiştirelim biz.

Çok değil, sadece yarım saat sonra...

- TC'niz çok güzel olmuş.
- Neyim?
- TC'niz?
- Tece ne?
- Dövmenizden bahsediyorum.
- Ağlamak istiyorum.
- Ama neden, çok güzel olmuş dedim.





16 Şubat 2014

Kadının beyanı esastır!

- http://sosyalistfeministkolektif.org/bedenimiz/12-bedenimiz-bizimdir/806-kad-n-n-beyan-esast-r-cuenkue.html

KADININ BEYANI ESASTIR, ÇÜNKÜ…

Hayatın erkek bakışına ve erkek egemenliğine göre biçimlendirildiği, hane içinde kocanın üstünlüğünün kabul edildiği patriyarkal düzende, koşullarımızın erkeklerle eşit olmadığını biz kadınlar çok iyi biliyoruz. Ataerkil toplumun yarattığı korkunç sonuçları hafifletmek amacıyla, "taciz ve tecavüz suçlarında kadının beyanı esastır; aksini ispat erkeğin yükümlülüğündedir" ilkesini benimsiyoruz.

Mehtap Doğan 


Üvey babası Woddy Allen tarafından, 1992’den bu yana tacize uğradığı iddiaları ile gündeme gelen ancak şimdiye kadar bu konuda hiçbir açıklama yapmayan Dylan Farrow, geçtiğimiz günlerde suskunluğunu New York Times yazarı Nicholas Kristof’a yazdığı bir mektupla bozdu. Yalnızca Hollywood'da değil, sosyal medyada da tartışma yaratan açıklamalarıyla Dylan yaşadıklarını görünür kılmakla kalmadı, aynı zamanda pek çok kadının uğradığı tacizleri hatırlamasına, yüzleşmesine, kabullenmesine, adını koymasına hatta ifşa etmesine de sebep oldu. Ancak, ünlü yönetmenin sicilinin pek temiz olmamasına rağmen, sosyal medyada Dylan'ı eleştirenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktu.



Haberin yayınlandığı portallarda, özellikle erkek okurların, "kaltak", "çamur at izi kalsın", "intikam almak için bu mektubu yazmış" gibi kadını suçlayıcı yorumları ağırlıktaydı. Bu yorumlar içinde beni en çok şaşırtansa aile içi cinsel taciz ve tecavüzü konu alan ve tabularından beslenen toplumun "mutlu aile" tablosunu sorgulayan Yuva filminin yönetmeni Ebubekir Çetinkaya'nın yorumu oldu. 



Ensest ve tacizi anlatan, ağır, travmatik hikayelerle yüzleşmemizi sağlayan, belki de kendi yaşadıklarımızı itiraf ya da deşifre etmemize sebep olan Yuva'nın yönetmeninin Dylan'ın açıklamalarına "Peki ya söylenenler gerçek değilse?" şeklindeki cinsiyetçi yaklaşımı taciz meselesine hala ne kadar sorunlu baktığımızı bir kez daha görmemize sebep oldu. 

Yuva'nın yönetmeninin sosyal paylaşım sitesinde, genele açık olarak yayınladığı, yazısı şöyleydi: "Woody Allen ile ilgili söylenenler, öncelikle anlatılanlar gerçekse buna maruz kalan bir çocuğun yaşadığı dramı akla getiriyor. Bir çocuğun babası tarafından istismar edilmesi durumu Allen'e lanetler yağdırmak ve artık filmlerini izlemeyeceğiz ile sonuçlanıyor. Peki ya söylenenler gerçek değilse? Bu soru sorulduğu anda ise hızlıca, tecavüz edenin yandaşı olarak yargılanıp kadının bunu ispatlamak zorunda olmadığı şeklinde ifadelerle karşılaşılabiliyor. İki tarafın da insan olduğu ve eşit haklara sahip olduğu gerçeğini bilmemiz gerekir. Eşit olma durumunu şu anda Allen'in kızının yetişkin olması ve çocuk olmaması nedeniyle söylüyorum. Mevzuyu Allen etrafında tartışarak tecavüz ve tacizi magazin dedikodusu haline getirip artık Allen filmleri izlemeyeceğim demeniz hangi istismarı ve tacizi önleyecek düşünmek gerek."

Sizce, baba-kız hiyerarşisinin ve erkek-kadın eşitsizliğinin yanı sıra bir tarafta filmleri sayesinde bütün dünyada tanınmış, ödüllere boğulan, medyanın peşinde koştuğu, parası bol, imaj danışmanlarıyla, kriz yöneticileriyle çalışan ve PR'ın sunduğu bütün nimetlerden faydalanan bir adam, bir yanda da aynı koşullara sahip olmayan bir kadın varken eşitlikten bahsedilebilir mi?

Kadın delil gösteremeyince erkekler cezasız kalıyor
Özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda, suçun işleniş şekli nedeniyle, delil ve tanık göstermek konusunda kadınlar büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Kadınların haklarının ihlal edildiği, üzerlerinde onarılamaz yaralar açan, yıllarca atlatılamayan travmalara sebep olan vakalarda kalıplaşmış yargılar da cabası! Hal böyle olunca birçok cinsel saldırı ve taciz cezasız kalıyor. Bu nedenle biz feministler, yaşananın kadınların bedenine, hayatlarına, kimliklerine yönelik bir baskı, denetim mekanizmasını devam ettiren bir erkek edimi olduğundan hareketle kadının mağduriyetini esas alarak ataerkil toplumun yarattığı korkunç sonuçları hafifletmek amacıyla, "kadının beyanı esastır" ilkesini benimsiyoruz. "Bir kadın, bir erkeği taciz ya da tecavüzle suçlarsa kadının suçu değil, erkeğin suçsuzluğunu kanıtlaması gerekir" anlamını taşıyan bu feminist ilkeyi özellikle hukuki süreçlerde gerekli soruşturmanın hassasiyetle yapılması, kadına zarar vermeden bu süreçlerin işletilmesi bakımından önemsiyoruz.

"Nereni elledi", 
"Ispat edemezsin", 
"Aile itibarımız ne olur?"…
Taciz vakalarında  "neredeydiniz", "ne yaptı", "nereni elledi", "o ne dedi, sen nasıl cevap verdin", "alkollü müydün", "açık mı giymiştin" gibi sorularla o an yeniden yeniden kadına yaşatılır ve farkında olarak ya da olmayarak, alttan alta kadının kendisini suçlu hissetmesi sağlanır. Ya da "şimdi anlatma seni suçlarlar", "en iyisi konuyu hiç açıklama ispat edemezsin", "adam hasta işte, tedavi görecekmiş", "adam evlenmiş, yuvası yıkılacak sebep olma", "üstünden çok zaman geçmiş, şimdi ne gereği var konuyu yeniden açmaya", "adam güçlü baş edemezsin", "o hepimizin yakın arkadaşı", "aile itibarımız iki paralık olur" gibi türlü gerekçelerle kadının üstünü örtmesi beklenir. Hatta çoğu zaman erkeğin kendisini savunmasına bile gerek kalmaz. Yakınları, arkadaşları, ailesi kadını suçlayıp adamı savunmaya, anlamaya, yaptıklarını anlamlandırmaya çalışır. Çoğu zaman adamın hiç yıpranmadığı, zarar görmediği ama çevresinin birbirini yediği bir sürece dönüşür. Dylan da mektubunda benzer bir şeyden bahsediyor: "Çok değerli bir kaçı dışında (benim kahramanlarım) hepsi görmezden geldiler. Çoğu, ne olduğunu kim bilebilir? diyerek belirsizliği kabul etmeyi ve hiç bir sorun yokmuş gibi davranmayı daha kolay buldu." 

Hep kadınlar mı suçlu?
Mektubun yayınlandığı sitelerdeki okur yorumlarında dikkatimi çeken iki şey oldu. İlk yorumu yazanlar genellikle erkeklerdi ve "yalan söylüyor", "çamur at izi kalsın", "kaltak" gibi saldırgan cümleler ağırlıktaydı. Düşünsenize Türkiye gibi alakasız bir ülkeden, W.Allen ile kan bağı, arkadaşlığı, dostluğu, hatta alakası bile olmayan adamlar, kadına "kaltak" demekte  tereddüt etmiyorlardı. Bu kadar uzak bir ülkede bile Dylan hakarete maruz kaldı, suçlanan, şüphe edilen her zamanki gibi erkek değil kadın oldu.

30'lu yaşlarımı bitirmek üzereyim ve ben bu yaşıma kadar tacize uğramamış tek bir kadınla tanışmadım. Genel olarak hepimiz tacizcilerimizi teşhir etmekte sıkıntı yaşıyoruz. Hele de birilerinin yakını, sevdiği adamlar tarafından tacize uğradıysak. Belki de bu nedenle ben yetişkin bir kadının "bugün hala oyuncak trenlere bakmak bana zor geliyor" demesini çok iyi anlayabiliyorum. Bu durumu açıklamayı yıllar sonrasına bırakmasını da… Çünkü bu halle yüzleşmenin ne kadar zor olacağını, bunu kabullenmenin, anlamlandırmanın ağırlığını, hele de karşınızdaki üvey babanız ve W.Allen gibi bir adamsa çevrenizdekilere kendinizi anlatmanın, doğruluğuna ikna etmenin ne zor olacağını, travmalarınızı yeniden nasıl hortlatacağını, etraftakilerin size nasıl saldıracağını tahmin edebiliyorum. Bütün bu sıkıntıları göğüsleyecek gücü kendinizde bulmanız bile yıllarınızı alabilir.

Ceza değil ödül
Bir biyolojik, altı evlatlık çocuğun annesi Mia Farrow, Woody Alllen ile birlikteyken ve sonrasında yaşadıklarını ''Kalanlar'' adını verdiği bir kitapta yazmıştı. Hem kızının hem annesinin anlattıklarına rağmen Allen bugüne kadar hiçbir suçtan hüküm giymedi, aksine ödüllere boğuldu, televizyonlara çıkarıldı, adından övgüyle bahsedildi. Zaten Dylan'ı yazmaya iten de Woody Allen’ın film endüstrisinin en önemli törenlerinden Altın Küre'de ömür boyu "onur" ödülüne layık görülmesi ve Hollywood’un en ünlü yönetmeninin bu yıl üç dalda Oscar’a aday gösterilmesi oldu. Bütün bunlar olurken Dylan neler hissettiğini şöyle özetliyordu: "Yaptığının yanına kalması büyürken beni rahatsız etti. Onun diğer küçük kızların yanına yaklaşabilmesinden dolayı kendimi suçlu hissettim. Erkeklerin bana dokunmasından korkar oldum. Yeme bozukluğu yaşadım. Kendimi keserek zarar vermeye başladım. Bu ızdırabı Hollywood daha da kötüleştirdi. (…) Oyuncular onu ödül törenlerinde övdüler. Kanallar onu televizyona çıkardı. Eleştirmenler dergilere çıkardı. Her seferinde ben istismarcımın yüzünü gördüm; bir posterde, bir t-shirt’te, televizyonda… Paniğimi sadece yalnız olabileceğim bir yer bulup orada altüst olarak gizleyebildim. Geçen hafta Woody Allen son Oscar’ına aday gösterildi. Ama bu defa altüst olup yıkılmayı reddediyorum. Bunca zaman Woody Allen’in kabul görmüşlüğü beni susturdu. Sanki azarlayan bir ders gibi geldi, ödüller ve övgüler bana sanki çenemi kapatıp gitmemi söylüyordu."


Sessiz kalıp suça ortak olmayalım
Hukukçuların da yasaların da cinsiyetçi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Tecavüz davalarının sonuçları ortada. Küçücük kızlara tecavüz edenlerin nasıl yargılandıklarına hepimiz tanık olduk. W.Allen'a vereceğimiz tepkinin en basiti ve hafifi filmlerini izlememek olabilir. Belki tepkimiz Allen'a ulaşmaz bile, ama "neden izlemiyorsun?" diye soranlara vereceğimiz cevabın bir faydası dokunur belki birilerine… 
Kim bilebilir? 


2 Şubat 2014

Ali İsmail için...


hiç unutulmasınlar diye…

Gezi Direnişi sırasında 2 Haziran'da Eskişehir'de polislerin de aralarında bulunduğu eli sopalı bir grup tarafından dövülerek öldürülen 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail'in ölümüyle ilgili dava 03 Şubat Pazartesi, Kayseri'de başlıyor.


MEHMET, ABDULLAH, ETHEM, ALİ

VE DİĞERLERİ...


1 Mayıs Mahallesi'nde direnişe destek vermek için sokağa dökülen onbinlerce insandan biriydi Mehmet Ayvalıtaş. Bütün uyarılara rağmen kitlenin içine giren bir araç, SODAP üyesi genç işçiye çarptı, Mehmet 19'unda hayatını kaybetti.


22 Yaşındaki Abdullah Cömert 04 Haziran'da polis tarafından öldürüldü. Kızıl Hackerlar olarak da bilinen RedHack, "03 Haziran 2013 Pazartesi günü, saat 23.35 sıralarında, merkeze bağlı Armutlu Mahallesi’nde, Belen nüfusuna kayıtlı ve Gazi Mahallesi'nde ikamet ettiği belirlenen Abdullah Cömert isimli vatandaşımız, kimliği henüz belirlenemeyen bir kişinin açtığı ateş sonucu ağır yaralanmıştır. Yaralı vatandaşımız kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Olayla ilgili olarak adli makamlar tarafından geniş çaplı inceleme başlatılmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur" şeklinde açıklama yapılan “www.hatay.gov.tr” sitesini hackledi. Bu ne yazık ki Gezi Direnişi sürecinde aldığımız son ölüm haberi olmadı.


Abdullah'ın ardından Güvenpark'ta direnen Ethem Sarısülük, polis memuru Ahmet Şahbaz tarafından 9 mm çapında mermi ile vurularak öldürüldü. 14 gün yoğun bakımda kalan Ethem'in, beyin ölümü 12 Haziran'da gerçekleşti. Otopside mermi çekirdeğinin beynin içinde olduğu rapor edildi.


Her kayıp çok acıydı ama Ali canımızı fena yaktı. Çünkü Ali İsmail Korkmaz 2 Haziran'da, Eskişehir'de, polis şiddetinden kaçarken sokakta kimliği belirsiz kişiler tarafından sıkıştırılarak odunlarla dövüldü. Yere yıkılana kadar dayak yedi, olaya şahit olan bir kişi korktuğu için müdahale edemedi. Polisten çekindiği için hastaneye gidemeyen Ali'yi arkadaşları zorla doktora götürdü. Ancak eylemden gelenlere bakmayan doktor Hasan Gülcü, bir şeyi olmadığını ve gidip ifade vermesini söyledi. Ali sabah uyandığında konuşma zorluğu çekiyordu. Arkadaşları ailesine haber vererek başka hastaneye götürdü. Hastanede beyin kanaması geçirdiği ve vücudunda pek çok kırık olduğu söylendi. Ali ameliyata alındı ancak müdahale edilmekte geç kalındığı için solunumunu ve bilincini kaybetti. 37 gün boyunca gözlerini açamayan, gencecik üniversite öğrencisinin, 10 Temmuz’da ölüm haberi geldi. Ailesinin, arkadaşlarının, bizlerin içine koca bir acı bırakan Ali'nin katilleri ise hala bulunamadı (!)

KATİLLERİNİ TANIYORUZ!





1 Şubat 2014

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ



25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ
ERKEK VE ERKEK DEVLET ŞİDDETİNE KARŞI SOKAKLARDAYDIK

Bu 25 Kasım’da da biz kadınlar, erkek şiddetine karşı dünyanın her yerinde olduğu gibi İstanbul'da da sokaklardaydık. 



Geçen 25 kasım’dan bu yana bu topraklarda kadına yönelik erkek şiddeti yine artarak sürdü. Kadınların bedenine ve emeğine yönelik devlet eliyle yürütülen saldırılar hız kesmeden devam etti. 


Bu topraklarda her gün aramızdan 5 kadın öldürülüyor. 
Buna rağmen katiller ve tecavüzcüler ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor!


Kürtajı engelleme girişimleri ile, "evlilik teşvik paketi" ile, "kadın istihdamı paketi" ile AKP, kadınları çok çocuk doğurmaya, evdeki tüm bakım yükünü üstlenmeye, ucuz ve güvencesiz koşullarda çalışmaya zorluyor.


AKP, kadınları aileye, babaya, kocaya mahkum etmeye çalışıyor! Kürt kadınları, Gezi direnişinde en önde olan kadınları sırf politik kimlikleri sebebiyle gözaltına alıyor, onları mücadeleden koparmaya ve sindirmeye çalışıyor.



Hayatımıza yöneltilmiş tüm tehdit ve saldırılar karşısında biz kadınların mücadelesi de güçlenerek sürecek! 





 

25 kasın 2013 / Galatasaray