İldeki önemli sorunlardan biri de eğitim. Bölgede 46 okul kullanılamaz durumda. Evinde bile kalamayan çocukları 4-5 katlı okullara sokmak zor.
KESK ve belediyenin “eğitim destek evi” yaptığı, üniversiteye hazırlanan öğrenciler için de çadır dershaneler kurulacağı söyleniyor.
Hem Van hem de Van dışındaki üniversitelerde okuyan öğrenciler maddi imkansızlıklar nedeniyle zorluk çekiyor. Kız çocuklarının zaten okula zorla gönderildiği Van’da okumak isteyen çocuklar mağdur oluyor. Van genelinde bulunan 10.000 öğretmense kalıcı çözümler üretilmediği için sıkıntı yaşıyor.
Çile kışı” başladı
Deprem sanki sadece Erciş ve Van merkezde olmuş gibi algılanıyor. Oysa kırsalda da deprem nedeniyle çok önemli sorunlar yaşanıyor. Özellikle hayvancılık ve çiftçilikten gelir sağlayan köylüler, depremin tam hayvanlarını satıp stok yapacakları dönemde olması nedeniyle mağdur olmuşlar. Tandırları yıkıldığı için kendi ekmeklerini bile üretemiyorlar. Köylerin yüzde 80’inde şebeke suyu kirlenmiş durumda. Evlere su ulaşmıyor. Günün yarıdan fazlası elektrik kesintisiyle geçiyor. Yangın riski nedeniyle soba kurmak istemiyorlar. Ay sonunda halk arasında "çile kışı" diye bilinen kara kış başlayacak. Hastalıklar şimdiden artmış ve soğuk nedeniyle kayıplar yaşanması bekleniyor.
Köylerde sadece binalarına yıkım kararı alınanlara konteynır veriliyor. Evini güçlendirmesi gerekenler bu imkandan faydalanamıyor. Onların ne yapacaklarıysa henüz belirsiz. 10 kişilik aileye bir, 11 kişilik aile ise iki konteynır düşüyor. Bu adaletsiz dağıtım aileler arası çatışmalara ve kavgalara yol açıyor. Bu kavgalar daha da artacağa benziyor. Van merkezde ise konteynırların tamamı kurumlara dağıtılıyor.Oysa engellisi, yaşlısı olan aileler var. 22.000 konteynır daha geleceği ama köylülere verilmeyeceği söyleniyor.
Dul kadınlar unutuluyor
Köylerde de yardımlar aile temelli gerçekleşiyor. Köylerde yaşayan, yalnız kadınlar yardım istemeye çekiniyor. Çünkü depreme rağmen kadınlar için toplumsal baskı devam ediyor. Kime dokunsanız bin “ah” işitiyorsunuz. Herkes sürekli yakınıyor… Özgüvenlerini sağlamak, derin travmaları atlatmalarına yardımcı olmak gerekiyor. Köy ve mahallelerde genellikle muhtarlarla ve imamlarla yapılan görüşmelere göre ihtiyaç sahipleri belirleniyor. Bu görüşmeler sırasında da ya dul kadınlarla ilgili bilgi vermek kimsenin aklına gelmiyor ya da “dul var ama siz bilirsiniz” deniliyor. Bazı muhtarların destek gerekçesiyle kadınlara tacizde bulundukları da söyleniyor.
Dil bilmeyen 2 bin 100 mülteci!
Van’da sadece kadınlar mağdur olmuyor. Gözden kaçan bir başka kesim de mülteciler.
Burada 2 bin 100 mülteci olduğu, bin 700’ünün çeşitli illere gönderildiği söyleniyor. STK’lar tarafından tespit edilen 57 aile var… Depremden sonra başka illere gönderilen mültecilerin durumu daha da ağır. Ceplerinde yeni bir hayat kuracak kadar paraları olmadan bilmedikleri yerlere gidiyorlar. Şimdiye kadar sadece Kahramanmaraş’ta bulunan mültecilere İçişleri üzerinden destek sağlanmış ve ev kiralanmış. Çoğunluğu kişisel ilişkiler üzerinden yardım kanallarına ulaşabiliyor. Dil problemi nedeniyle valilik, belediye, STK’lar yada sağlık kurumları ile iletişim kuramıyorlar. Onların da genel olarak dil, sığınma, sağlık, yıkanma gibi sorunları var. Örneğin, acil sağlık problemi olan bir mülteci kayıtlı olmadığı için tedavi olamayabiliyor.
“Hayata renk veren” Denbejler enstrüman istiyor
Bu arada 23 Ekim’de yaşanan depremin ardından Van Kadın Sanatçılar Derneği'nin enstrümanları, mobilyaları ve bilgisayarları da kullanılamaz hale geldi. Kadın müzisyenlere yardım ve destek sağlayan dernek, geleneksel Kürt sözlü edebiyatının bir parçası olan dengbêjlik sanatının geliştirilmesi üzerine çalışıyor. Dengbej sese biçim, hayat, renk veren anlamına geliyor. Denbejlerin seslerini kullanarak yarattıkları yapıtlara ise "kelam" deniliyor.
Türkiye’nin doğusundaki kadın sanatçıları güçlendirmeyi, karşılaştıkları sosyal, kültürel ve ekonomik zorlukları aşmalarına yardımcı olmayı ve dengbêj geleneğinin devamlılığını sağlamayı amaçlayan Van Kadın Sanatçılar Derneği, depremin yarattığı fiziksel ve psikolojik sıkıntılara rağmen çalışmalarına devam ediyor. Dernek üyeleri kadınlar ve çocuklar için konserler organize ediyor, atölyeler düzenliyor, müzik dersleri veriyor… Ancak derneğin yeniden açılması ve öngörülen aktivitelerin gerçekleştirilmesi bağış ve yardımlar olmadan mümkün görünmüyor.
Etkinliklerin devam edebilmesi için ilk etapta büyük bir çadır ya da konteynır alınması ve kullanılamaz duruma gelen enstrümanların yenilenmesi gerekiyor. Çadır, konteynır ve enstrüman için bağışta bulunmak isteyenler kadinsanatcilar.der@gmail.com adresinden veya 0545 254 12 60 numaralı telefondan dernekle iletişime geçebilirler.
Almanya’dan Van’a
Cambridge Üniversitesi’nde sosyal antropoloji üzerine doktora yapan, Alman Marlene Schafers, bu yılın Ağustos ayında, 1 – 1 buçuk sene sürecek bir saha araştırması için Van’a gelmiş. Kentsel mekânın ideolojik boyutları üzerine çalışacak olan Marlene’in yolu tesadüfen bir grup dengbej ile kesişmiş ve dengbej kadınların kurduğu Kadın Sanatçılar Derneği’nde gönüllü olarak çalışmaya başlamış. Depremden sonra dernek binasının, mobilyaların, bilgisayarların ve enstrümanların kullanılamaz hale geldiğini söyleyen Marlene, dernek üyelerinin büyük bölümünün Van’ı terk etmesi nedeniyle araştırmasına nasıl devam edeceğini bilmiyor. Ama kesin olan bir şey var o da deprem yazacağı doktora tezinin önemli bir parçası olacak.
Marlene sadece kadın sanatçılara destek vermiyor. VAKAD aracılığıyla ildeki diğer kadınlarla da ilgileniyor. Depremden önce VAKAD’da film geceleri düzenleyen, imam nikahlı eşi tarafından 5 aylık hamileyken öldürülen Eylem Pesen davasını takip eden Alman araştırmacı, mülteci kadınlar için İngilizce dersi vermeyi, VAKAD üyeleriyle feminist okuma grubu oluşturmayı planlıyormuş. Depremle beraber bütün bu planları rafa kaldırmak zorunda kalmış. Marlene depremin ilk günleri yurtdışından gelen yardım örgütlerine tercümanlık yapmış. VAKAD’daysa yardım paketlerinin hazırlanması, dağıtması, başvuran kadınlar ve ailelerle telefon görüşmeleri yapılması, deprem sonrası projeleri için fon sağlanması, VAKAD’ın belgelerinin İngilizceye çevirmesi gibi bir dolu işin ucundan tutuyor… Marlene ildeki en büyük sorunlardan birinin kadınların resmi yardım mekanizmalarına dahil edilmemesi olduğunu düşünüyor: "Kadınların birçoğu Türkçe bilmiyor ve okur-yazar değiller. Depremden önce de bürokratik işlerde zorluk çeken kadınlar, yardım ve destek için nereye ve nasıl başvuracaklarını bilmiyorlar. Bilseler de ya başvurmaktan çekiniyorlar ya da çocuk, yaşlı, engelli, hasta baktıkları için fırsat bulamıyorlar. Çok kalabalık çadırlarda kalan kadınların özel alanları ya da mahremiyetleri yok. Çadır kentler kadınların ihtiyaçları düşünmeden yapılmış. Orada da taciz ve istismar olayları yaygınmış. Banyo, bulaşık, temizlik imkanları kadınların ihtiyaçlarına göre ayarlanmamış. Zaten çok ataerkil bir toplumda yaşayan, dolayısıyla çok kısıtlı imkanlara sahip olan kadınların yaşam alanları depremden sonra iyice kısıtlanmış.”

Deprem korkusu, soğuk ve peş peşe patlayan silah sesleri nedeniyle deliksiz uyumak mümkün değil Van'da. Silahlar patlıyor çünkü kente dadanan çetelerin çadırları ve evleri soymasından, kadınlara tecavüz edilmesinden korkuluyor.
İşte bütün bu sebepler nedeniyle Van için bir an önce bir şeyler yapmak gerekiyor.