Translate

30 Ağustos 2011

GECE GERDANLIK, GÜNDÜZ SEYRANLIK!


Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden biri Mardin...



Mardin sit alanı olarak ilan edildikten sonra yeni binalar başka bir bölgede inşaa edilmeye başlanmış. Şehir Eski Mardin ve Yeni Mardin olmak üzere ikiye ayrılmış... 


Şehri tanımak için sadece bir günümüz vardı.
Biz Eski Mardin'de olmayı tercih ettik...


İlerisi Suriye sınırı....


Mardin'in kelime anlamının "kale" olduğu söyleniyor. Çünkü şehrin etrafında Mardin Kalesi, Kız Kalesi (Kalıtmara), Arur Kalesi, Erdemeşt Kalesi gibi pek çok kale bulunuyor.



Şehrin adını Pers Kralı Ardeşir'in buraya yerleştirdiği Marde kaviminden ya da Pers Kralı Mardin’den aldığı gibi sayısız söylenti de dolaşıyor...


Çöl ikliminin etkisi mi bilinmez, biz Mardin'i 40 derece sıcaklıkta gezdik!



Mardin'i sokak sokak gezmek gerekiyor. Her sokak başka güzel görünüyor... 



 Mardin sokaklarında yolunuz sürekli eşşeklerle kesişiyor. Ya çöp, ya yük taşıyorlar...


... ya da sahiplerini



"Abbaralar... "
Abbara karanlık, oyuk geçit anlamına geliyor...
Abbaralar aynı ailelerin farklı parsellerini ya da sokakları birbirine bağlıyor.


 
 

Kadına yönelik şiddet ve namus cinayetlerine karşı çalışmalar yürüten Kadın Merkezi (KAMER) Vakfı'na da uğradık...  Buradan sağlanan gelirle mağdur kadınlara destek veriliyor.



Mardin'de çeşit çeşit yöresel peynir bulunuyor. Bazı peynirler çörek otu katılarak lezzetlendiriliyor. Eski Mardin'deki köy pazarında envayi çeşit peynir bulmak mümkün...


Mardin'in en kötü yanlarından biri yiyeceklerin açıkta satılıyor olması...
40 derece sıcağa rağmen etler dolapta değil dışarıda...


Kervan yollarının kesiştiği bir noktada olması sebebiyle Mardin'de yemek kültürü çok geliştirmiş. Güveç, sembusek, irok, kaburga dolması, lebeniye, bello, kliçe, bırgıl, maldum, kibe gibi yöresel yemekleri var. Bir de mor badem şekerleri ve şeker gibi çocukları...








 


Mardin'de de, Hasankeyf'teki gibi, hemen her evin eyvanı bulunuyor.  



Altını ve gümüşü dantel gibi işleyen meşhur Mardinli telkari ustalarının sayısı bir elin parmakları kadar kalmış neredeyse...


İlerzik tohumlarının nazara iyi geldiğine inanılıyor...


Zaman geçirmekten keyif aldığımız bir başka yer de ürettiği bıttım sabunlarını ABD, Japonya, İngiltere, İspanya ve Almanya'ya ihraç eden Mardinli sabun üreticisi Mehmet Dede'nin dükkanı. Mehmet Usta müşterileri arasında İngiltere Prensi Charles'ın, Recep Tayyip Erdoğan'ın, Abdullah Gül'ün adını saydı. Bu uzayıp giden listeye biz de adımızı ekledik!


Midyat'da düğüne bile gittik...
"Ana bana duz gönder duz bulamazsan buz gönder" ve " vay vay sana vay sana kapsama alanımdan çıksana" şarkılarıyla coştuk...


Fotoğraflar: Mehtap Doğan + Tülin Semayiş

Hiç yorum yok: