TOMAYLA 10 GÜNDÜR
BERABERIZ
Ciddi Düşünüyoruz!
27 Mayıs - 05 Haziran 2013
'GEZİ PARKI İÇİN NÖBETTEYİZ'
27-28 Mayıs
Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi kapsamındaki yol
inşaatının yapımı sırasında, yüklenici firmaya ait iş makineleri, Gezi
Parkı'nın Asker Ocağı Caddesi'ne bakan duvarın bir kısmını 27 Mayıs Pazartesi gecesi, saat 23:00 sıralarında yıktı. Tarihe
geçen direnişin öyküsü sosyal medya sayfalarına düşen "Kepçe girdi, ağaçları
sökecekler" cümlesiyle başladı. Projeye başından beri karşı çıkan ve bir avuç insandan oluşan
Taksim Dayanışma, yıkımı fark edince Gezi Parkı'nda toplanma çağrısı yaptı.
'Gezi Parkı için nöbetteyiz' yazılı bir pankart açıldı ve yaklaşık 30 kişilik
grup, çadır kurarak beklemeye başladı.
O sabah ben yoktum ama arkadaşlarım oradaydı. Dozerin önüne barikat kurarak, ağaçlara çıkarak ya da sarılarak kesimi engellemek istediler. Polis önce
kalkanlarıyla sonra da biber gazıyla ağaçların sökülmesine karşı çıkanlara
müdahale etti. Direnişin sembolü olan 'Kırmızılı
Kadın' fotoğrafı da o gün çekildi.

Bu sert
müdahalenin yatışmasında Sırrı
Süreyya Önder'in büyük etkisi oldu. Kendisini iş makinesinin önüne atarak
kazıyı engellemeye çalışan BDP'li vekile CHP Milletvekili Gülseren Onanç da
katılınca, operatör çalışmaya son verdi. Fakir fukaranın para vermeden
gölgesinde oturabileceği üç ağacı kestirmeyeceğini söyleyen Önder, “Neoliberal
sistemin dini imanı yok. Muhafazakarız diyorlar, Fatih'in fermanını
hatırlasınlar: 'Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim' demiş. Bütün
sivil toplum örgütlerini buraya davet ediyorum. Taksim'de bundan başka ağaç
gölgesi var mı? Gidin rezidansınızı kendi bahçenizde yapın" dedi.
Aynı
gün saat 19:00'da Gezi Parkı'nda eylem çağrısı yapıldı. Ben 19:00'a kadar sabredemedim. Gittiğimde yıkıma karşı çıkanlar sökülen
ağaçları yeniden dikmeye çalışılıyordu. Çok etkileyiciydi…
Sanırım orada daha
fazla kişi görmeyi umuyordum; önce hayal kırıklığı yaşadım, sonra 1.000'i aşkın
kişi geldi Gezi'ye…
Ellerinde fidanlarla parka giren grup alkışlarla karşılandı, çevik kuvvet ise "yuh"lar eşliğinde parktan uzaklaştırıldı.
Buram buram devrim kokan şarkılar yapan Bandista parka pek
yakıştı. Şebnem Sönmez, Barbaros Şansal, Mehmet Ali Alabora, Karmete Grubu ve
şu anda adını hatırlayamadığım bir dolu sanatçı da destek için oradaydı.
Kurulan açık kürsüde herkes düşüncelerini paylaştı.
"Terzi yamağı"
Barbaros Şansal'ın "Onlar yanlarındaki ucube karılara baksınlar"
cümlesini içeren cinsiyetçi konuşması dışında o gece canımızı sıkacak hiçbir
bir şey yaşanmadı.
Ortalama 80 kişiyle birlikte Gezi'de sabahladım. Bir grup müzisyenlerle şarkı söylerken bir başka grup da güne çok yakışan Ekümünepolis'i seyrediyordu. Kentsel dönüşüm masalını, 3. Köprü'yü, küresel kent iddiasını, yaklaşan emlak krizini, TOKİ'nin icraatlarını, mahalleleri, AVM'leri, ormanları, Marmaray Projesi'ni, gökdelenleri, kısacası bütün İstanbul'u mercek altına alan Ekümenopolis'i ilk seyrim değildi ama Gezi'de izlemek başka keyifti…
"KAPİTALİZM GÖLGESİNİ SATAMADIĞI AĞACI
KESER"
29-30 Mayıs
Erken saatlerde iş makinelerinin parka yeniden gireceğini ve
yıkıma devam edeceklerini düşünüyorduk. Bu yüzden sabahın köründe koca bir
hoparlör, çalar saat niyetine, çadır çadır dolaştırıldı ve uyuya kalanlar Bandista
parçalarıyla uyandırıldı.
Günü halaylarla karşıladık. Beklenen müdahale
olmayınca parkta kalanlarla toplanarak durum değerlendirmesi ve görev paylaşımı
yaptık. Ortalama 60 kişi kadardık. Biz saat 11:00 gibi işe gitmek üzere parktan
ayrıldık.
Parka üzerinde "Suyuma, toprağıma, evime, tohumuma,
ormanıma, köyüme, kentime, parkıma dokunma", "Bu halk sana boyun
eğmeyecek", "Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser" yazan
birbirinden güzel pankartlar asıldı.
Genç bir kadın ağaçları rengarenk iplerle
kapladı, ortalık elbirliğiyle çöplerden arındırıldı, ortak bütçe oluşturularak
sabah çorbası, simidi, çayı alındı…
Sabah destek için parka gelen herkesin eli kolu yiyecek doluydu. Paranın geçmediği, isteyen herkesin faydalanabileceği bir mutfak, konaklayabileceği onlarca çadır, müdahale anında ihtiyaç duyulabilecek malzemelerin bulunduğu bir stand kuruldu. Gezi'deki komün hayatın temelleri o gün atıldı.
Öğleden sonra, ofisteki işlerimi toparlar toparlamaz, tekrar Gezi'ye gittim. O akşam LGBT bireylerden Çarşı taraftarlarına kadar herkes oradaydı… Ben hem bir gün önce hiç uyumadığım, hem de Gezi'de kalacak çok fazla kişi olduğu için o gece geç saatlerde evime döndüm. Sabah 04:00 sırasında arkadaşlarımdan gelen telefonla uyandım: "Orada mısın? Polis sabaha karşı baskın yaptı ve Gezi'dekilere çok sert saldırdı."
Sabah destek için parka gelen herkesin eli kolu yiyecek doluydu. Paranın geçmediği, isteyen herkesin faydalanabileceği bir mutfak, konaklayabileceği onlarca çadır, müdahale anında ihtiyaç duyulabilecek malzemelerin bulunduğu bir stand kuruldu. Gezi'deki komün hayatın temelleri o gün atıldı.
Öğleden sonra, ofisteki işlerimi toparlar toparlamaz, tekrar Gezi'ye gittim. O akşam LGBT bireylerden Çarşı taraftarlarına kadar herkes oradaydı… Ben hem bir gün önce hiç uyumadığım, hem de Gezi'de kalacak çok fazla kişi olduğu için o gece geç saatlerde evime döndüm. Sabah 04:00 sırasında arkadaşlarımdan gelen telefonla uyandım: "Orada mısın? Polis sabaha karşı baskın yaptı ve Gezi'dekilere çok sert saldırdı."
ŞAFAK
BASKINI
Daha gün ağarmadan polis parktaki eylemcilere bir kez daha yoğun gaz bombası ve tazyikli su kullanarak müdahale etmişti. Arkadaşlarım oradaydı. O gece parkta kalmadığım için çok pişman oldum, Gezi'den gelen her haber canımı çok yaktı. Aralarında gazeteci arkadaşım Ahmet Şık'ın, Hürriyet Daily News Foto Muhabiri Emrah Gürel'in de olduğu yaralılar vardı. Gözaltılar oldu, çadırlar, müzik aletleri yakıldı...
"BURADAYIZ, GİTMİYORUZ!"
Saat 05:00'deki polis müdahalesinin ardından çadırlar yeniden kuruldu. Gezi Parkı’na polisin saldırısıyla ilgili açıklama yapan Taksim Dayanışma üyeleri “Buradayız, gitmiyoruz” dedi.

Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı, grup adına yaptığı basın açıklamasında bazı medya organlarının çadırları eylemcilerin yaktığı iddiasının doğru olmadığını belirtti: ''Sayın büyük yetkili dün buyurdu. 'Ben karar verdim orası kalkacak' dedi ve saat beşte ezan vakti, kurtlar kuşlar uyanmadan buraya gazla müdahale edildi. Bütün kuralları, evrensel her türlü hukuku, kendi inandığı kitabın da kurallarını çiğnedi. O yetkili iyi bilsin biz buradayız ve biz de kararlıyız. Burası artık sadece Gezi Parkı değil Türkiye'nin nefes alma yeridir. Gelin nefesinizi nefesimize katın.''
Gezi
direnişi sürecinde o kadar çok şey yaşadık ki bazen günler günlere, olaylar
birbirine karışıyor. Ancak şafak operasyonu denilince çok net hatırladığım iki
kare var: Biri kafasına gaz fişeği isabet eden Ahmet'in kanlı yüzü, diğeri de
bir gece önce ağaçlara sevgiyle sarılışına tanıklık ettiğim rengarenk ipleri
nefretle söken polisin yüz ifadesi…
Polisin sert müdahalesine
eylemciler börek ikram ederek, kitap okuyarak, gitar çalarak karşılık verdi.
31
Mayıs Cuma günü, saat 12:00'de, Taksim Meydanı'nda
"şafak baskını"yla ilgili bir basın açıklaması yapılacaktı. Taksim'deki tramvay durağının arkasında oturmuş
açıklamanın yapılmasını bekliyorduk.
Meydan çok kalabalıktı ancak en ufak bir
taşkınlık yoktu
Gezi direnişi boyunca benim yaşadığım en kötü gündü diyebilirim. Polis hiç beklenmedik bir anda kalabalığın üzerine gaz ve tazyikli su sıkmaya başladı. Hiçbir hazırlığımız yoktu ve oturduğumuz yerden hemen kalkamadık. Bu yüzden çok fazla gaza maruz kaldık.
Üzerinde "en az 12
metre uzaktan atınız, direk olarak insanların üzerine atmayınız" yazan
fişekler burnumuzun dibinden geçiyordu.
Ben sanırım Gezi Direnişi boyunca bir tek o gün ölmekten korktum. Yoğun gaz nedeniyle nefes alamadım, yığılıp kalırsam büyük ihtimalle ezilecektim. Can havliyle Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı'ndan (TOMA) sıkılan tazyikli suya doğru koşmaya başladım. Sonradan öğrendim ki bunu yapan tek kişi ben değilmişim.
Göz gözü görmüyordu ve
ayağımın kenarından fişekler geçiyordu. Neyse ki bir arkadaşımla karşılaştım ve daha fazla
koşamayacağımı söyledim. Elimden tutup beni Taksim Meydanı'ndaki Kitchenette'e
götürdü. İçeriye girer girmez kendi derdimizi unutup bizden daha beter durumda
olanların yardımına koştuk. Yanımızda gençten bir çocuk yarı baygın yatıyordu
ve nefes almakta güçlük çektiği için konuşmakta zorlanıyordu.
Uzun süre toparlanamayınca bir ambülansa bindirip Taksim İlkyardım'a gönderdik. Hala nasıl olduğunu merak ediyorum; bir de "dışarı çıkmayın sakın" diye sıkı sıkı tembih ettiğimiz üç küçük kız çocuğunu…
Direnişçilerin
girdiği bütün mekanlar gaz bombardımanına tutulduğu için uzun saatler dışarı
çıkmamız mümkün olmadı. Çok sayıda yaralı vardı. Polisin öğlen saatlerinde
başlayan sert müdahalesinin ardından ortalık iyice karıştı. İstanbul'daki
olaylar bu saldırıdan sonra hız kazandı. Aynı günün akşamı da müdahale devam etti.
Saat 14:30
gibi Taksim'e bütün
çıkışlar kapatılmış olsa da, oldukça büyük bir kalabalık İstiklal’de toplanmayı başardı.
Direniş sırasında hilal bıyıklı bir MHP'linin "Tayyip helal olsun sana,
beni de BDP'lilerle yürüttün ya!" dediğine tanık oldum. Çarşı'dan LGBT (Lezbiyen,
Gey, Biseksüel, Transseksüel) Blok'a,
Anti-kapitalist Müslümanlar'dan feministlere, Plaza Eylem Platformu'ndan
İMECE-Toplumun Şehircilik Hareketi'ne, sendika temsilcilerinden sivillere kadar
her kesimden insan bir aradaydı. Özellikle Çarşı ve LGBT Blok yaptıkları
eylemlerle direnişin gözdesi oldular.
İlhan
Cihaner, Gürsel Tekin, Melda Onur, Hilmi Yarayıcı gibi sanat ve siyaset
dünyasından isimler de direnişe destek verdi. Yüzlerce kişi “Katil polis”,
“Faşizme karşı omuz omuza”, “Tayyip’in itleri yıldıramaz bizleri” sloganlarıyla
direniyordu. Sadece Taksim Meydanı'nda değil Sıraselviler'de, Tarlabaşı'nda,
Galatasaray'da çatışma devam ediyordu. TOMA'lar, akrepler, gaz fişekleri ile
kalabalığa müdahale eden polis bir süre sonra direnişçilere destek veren
revirleri, mekanları, otelleri basmaya, insanları gözaltına almaya başladı.
Ben akşamüzeri arkadaşlarımla Divan Otel'in önünde buluştum
ama çatışma başlar başlamaz birbirimizi kaybettik. Divan Otel'den Harbiye'ye
kadar inanılmaz kalabalıktı ve eminim hayatında ilk kez eyleme katılmış
yüzlerce insan vardı. Hatta gazdan kaçışırken gençten bir adamın arkadaşına
"Ulan, Gezi'ye de bir kez gitmiş olsam gam yemeyeceğim" dediğini
duydum. Erdoğan'ın damarına bastığı herkes artık sokaktaydı.
POLİS ŞİDDETİNE KARŞI SİRKE, LİMON
Peşpeşe
atılan gazlar nefesimizi kesince kapısını direnişçilere açan mekanlardan birine
sığındık. Herkes perişan haldeydi. Ancak inanılmaz bir dayanışma vardı. Mekan
çok küçük olduğu için gaz daha fazla etkiliyordu. Ortalık biraz yatışında
oradan ayrılıp Harbiye'ye doğru yürümeye başladık. Bir süre otellerin
bahçelerinde oyalandık. Kalabalık artınca izdiham olabilir endişesiyle tekrar
caddeye çıktık. Herkes "sakin olun", "yavaş koşun"
"panik yapmayın" diye bağırarak birbirini yatıştırıyordu. Azıcık
gözlerinizi kırpıştırsanız biri foşş diye gözünüze limon ya da Talcid'li su
sıkıyordu.
Bu uyarılar ve dayanışma hali direniş boyunca izdiham yaşanmasını,
insanların oradan ayrılmasını engelledi. Bu arada polis şiddetine karşı
alternatif direniş yolları da geliştirmeye başladık. Gözdeki yanmalara 3/2
oranında suyla karıştırılmış mide ilaçları Rennie ve Talcid, limon, süt, sirke,
nefes tıkanıklığına Vicks en popüler reçetelerdi. Yanında profesyonel gaz ya da
toz maskesi olmayanlar bez maskelerin içine vicks sürülmüş ped ya da bulaşık
bezi koyarak gazdan korunmaya çalışıyordu. Benim bulaşık bezini keşfim
İstiklal'de direnenlere koli koli bez dağıtan nalbur sayesinde oldu.
ŞOFÖRLER YA ÖLDÜRDÜ YA GÜLDÜRDÜ
O gün yoğun gaz ve tazyikli suyla Divan Otel civarından Nişantaşı'na
kadar sürüldük. Bir belediye otobüsünün şoförü Osmanbey'den Nişantaşı'na
ayrılan yolu TOMA ve akreplere kesince rahat bir nefes aldık. Aracını yola
paralel park ederek direnişe destek veren şoför, ilerleyen günlerde bu
hareketinden dolayı işten atıldı.
O gün, 1 Mayıs Mahallesi'nde direnişe destek vermek isteyen onbinlerce insan
sokağa çıktı. Bütün uyarılara rağmen kitlenin içine giren bir araç SODAP üyesi
genç işçi Mehmet Ayvalıtaş'a çarptı, Mehmet 19'unda hayatını kaybetti.
Saat 18.00 gibi, İstanbul
6. İdare Mahkemesi'nin Topçu Kışlası inşaatıyla ilgili yürütmeyi durdurduğu haberini
aldık. O saatlerde polis direnişçileri gaza boğmaya devam ediyordu. Ancak,
Gezi'ye sahip çıkanlar saatler süren bu saldırılardan yıldırmadı. Binlerce kişi ara sokaklardan ana
caddeye yürüyerek Taksim’e ulaşmayı başardı. Bizim Nişantaşı'ndan Taksim'e
çıkmamız sanırım dört saat kadar sürdü.
Bütün sokak başları polis tarafından tutulmuştu. Tarlabaşı'nda sokak kapılarını direnişçilere açan apartman sakinleri, esnaf, göçmenler, seks işçileri eylemcilere süt, limon, sirke dağıtıyordu. Açmayanlarsa anında sosyal medyada teşhir ediliyordu.
Bütün sokak başları polis tarafından tutulmuştu. Tarlabaşı'nda sokak kapılarını direnişçilere açan apartman sakinleri, esnaf, göçmenler, seks işçileri eylemcilere süt, limon, sirke dağıtıyordu. Açmayanlarsa anında sosyal medyada teşhir ediliyordu.
"DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ"
Saat 22.00 gibi Mis Sokak'taydık. İstiklal’in
bütün sokaklarından “Faşizme karşı omuz omuza”, “Bu daha başlangıç, mücadeleye
devam”, “Direne direne kazanacağız”
sloganları yükseliyordu.
Sokaktaki barların neredeyse tamamı revire dönüşmüştü ve çok sayıda yaralı geliyordu. Her yer savaş alanı gibiydi. Biz bütün bunları yaşarken ulusal kanallarda yemek programlarının, belgesellerin ve yarışmaların yayınlandığını bilmiyorduk tabi. Annemin o saate kadar beni hiç aramamış olmasından anlamalıydım oysa…
Sokaktaki barların neredeyse tamamı revire dönüşmüştü ve çok sayıda yaralı geliyordu. Her yer savaş alanı gibiydi. Biz bütün bunları yaşarken ulusal kanallarda yemek programlarının, belgesellerin ve yarışmaların yayınlandığını bilmiyorduk tabi. Annemin o saate kadar beni hiç aramamış olmasından anlamalıydım oysa…
Gece
yarısı GS Lisesi, Harbiye Orduevi, Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Divan
Otel gibi pek çok mekan halka kapılarını açtı. O akşam kapılarını direnişçilere
açan Taksim Hill Otel'in içine gaz bombası atıldı. Saatler geçmesine rağmen
polis şiddeti hiç azalmadı, ölüm,
yaralanma, gözaltı haberleri gelmeye başladı. Bu kadar olumsuz gelişmeye
rağmen biz umudumuzu hiç yitirmedik. Çünkü tekrar tekrar yaşamayı ümit ettiğim
müthiş bir dayanışma vardı.

"HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ"
Aynı gün Ankara'nın Kuğulu Parkı'nda,
İzmir'in Gündoğdu ve Konak bölgelerinde, Mersin'in Özgür Çocuk Parkı'nda,
Dersim'in Sanat Sokağı’nda, İzmit'in Cumhuriyet Parkı’nda, Konya'nın Atatürk
Anıt Alanı’nda, Manisa'nın Manolya Meydanı'nda, Marmaris ve Adana'nın
Atatürk Parkı’nda protesto yürüyüşleri düzenlendi. Zonguldak Bülent Ecevit
Üniversitesi'nde düzenlenen mezuniyet töreni sırasında stadın kenarındaki
köprüye 'Gezi Parkı direniyor. Taksim'e selam' yazılı pankart asan Öğrenci
Kolektifi üyesi 5 kişi gözaltına alındı.
Gecenin
bir vakti olmasına rağmen sosyal medya çok hareketliydi ve herkes Gezi ile
ilgili bilgiler paylaşıyordu. Açılan revirlerin adresleri, ihtiyaç listeleri,
hangi sokakta polis olduğu, nereye gaz atıldığı gibi direnenlerin işini
kolaylaştıracak bilgilerin dışında Mis Sokak'ta yangın çıktığı, insanların
mahsur kaldığı, Bursa'dan takviye gaz getirildiği gibi bir dolu kötü haber de dolaşıyordu.
Çatışma o kadar uzun sürdü ki ben ilerleyen saatlerde tedirgin olmaya başladım.

Sabah silahlı saldırı olacağını, Taksim'den çıkamayacağımızı düşünüyordum. Hatta kollarımıza kan gruplarımızı yazdığımızda dilerim annemi çok üzecek bir şey gelmez başıma derken kendimi yakaladım. Sonra inanılmaz bir şey oldu.

Saat 24:00'de 200 kişilik bir grubun Beşiktaş’ta toplandığını ve “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları attığını, araçların kornayla eyleme destek verdiğini öğrendik. Derken başka haberler ulaştı: "Pangaltı'dan, Harbiye'den Gezi'ye doğru yürüyüş başladı", "Halk ayaklandı", "Evlerinden çıkamayanlar pencerelerinde tencere tava çalarak direnişe destek veriyorlar"…
Sabah silahlı saldırı olacağını, Taksim'den çıkamayacağımızı düşünüyordum. Hatta kollarımıza kan gruplarımızı yazdığımızda dilerim annemi çok üzecek bir şey gelmez başıma derken kendimi yakaladım. Sonra inanılmaz bir şey oldu.
Saat 24:00'de 200 kişilik bir grubun Beşiktaş’ta toplandığını ve “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları attığını, araçların kornayla eyleme destek verdiğini öğrendik. Derken başka haberler ulaştı: "Pangaltı'dan, Harbiye'den Gezi'ye doğru yürüyüş başladı", "Halk ayaklandı", "Evlerinden çıkamayanlar pencerelerinde tencere tava çalarak direnişe destek veriyorlar"…
O
gece Kadıköy'de
toplanan on binlerce insan, Taksim Gezi direnişine destek vermek için Boğaziçi
Köprüsü'nü yürüyerek geçti. Geceyi Taksim'de çatışarak geçirenler için çok umut
verici bir gelişmeydi. Direnen bir avuç
insandık, sonra çoğaldık. Bence korku duvarını 31 Mayıs gecesi aştık.
TAM 40 SAAT
Polisin
Taksim'deki sert müdahalesi büyük tepki topladı. Direniş sabaha kadar sürdü.
Sosyal medyada çok fazla kirli bilgi dolaşıyordu. TV kanallarında olaylarla
ilgili hiçbir şey yayınlanmadığı için çevremizde olan bitenlerden habersizdik. Geceyi neredeyse hiç uyumadan
geçirdik.
Eylemler hızla diğer
illere de yayıldı. Ankara, İzmir, Mersin, İzmit, Konya, Manisa gibi pek çok
kentte gösteriler yapılmaya başlandı. Tam 40 saat… İstiklal Caddesi’nden Taksim Meydanı’na, kırk saate yakın süren çatışmalardan sonra çıkabildik.
48 İLDE, 90'IN ÜZERİNDE GÖSTERİ
01 Haziran
31 Mayıs'ı 1 Haziran'a bağlayan gece direnişçilere destek vermek isteyen Anadolu yakasındaki eylemciler Boğaziçi Köprüsü üzerinden Taksim'e doğru yürüyüşe geçti. Sabah saatlerinde Beşiktaş’a ulaşan gruba polis gaz bombaları ve tazyikli su ile müdahale etti. Orada müdahale devam ederken Anadolu yakasının diğer kesimlerinden de birçok protestocu Taksim’e ulaşmak için yürüyüşe başladı.
CHP 1 Haziran Cumartesi günü, saat 16.00'da, Kadıköy'de yapmayı planladığı Demokrasi ve Özgürlük Mitingi'ni son anda iptal etti ve Taksim'e çıkma kararı aldı. Ağrı'dan, Ankara'dan, İzmir'den otobüs dolusu insanlar yollara döküldü.
Yaşanan gerilim ve polis müdahalesi sonrası Taksim'e girmeyi başardık. Meydana girince biteceğini sandığımız olaylar Beşiktaş'ta başlayan müdahale nedeniyle yeniden tırmandı.
Ankara’dakiler direnmeye devam ediyordu. Öğlen saatlerinde Güven Park’ta toplanan kalabalığa polis gözyaşartıcı gaz ve tazyikli su ile müdahale etti. 1 Haziran itibarıyla 48 ilde, 90'ın üzerinde gösteri yapıldı. Uluslararası Af Örgütü tüm dünyadaki aktivistlerine eylem çağrısında bulundu.
KADINLAR HER YERDE!
Eylem sırasında kadınların
yok sayılması, gazlar atılırken
kapılarını direnişçilere açan, bizlerle birlikte çatışan Tarlabaşı'ndaki seks işçilerini, gaylari, transları bu alanlardan uzaklaştırabilecek cinsiyetçi ve homofobik küfürlerin
edilmesi. "Kurabiye Tayyip", "Atatürk'ün askerleriyiz",
"Koduk mu?" gibi sloganların atılması, duvarlara bu öfkenin sorumlusu
olmadıkları halde Erdoğan'ın anasına, kızına
yönelik yazılar yazılması canımızı fazlasıyla sıktı.
Kadınlara yönelik küfürler, tacizler ve tepkiler erkek egemen bir namus algısının göstergesiydi. Oysa direnenler arasında kadınlar ve LGBT'ler ağırlıktaydı.
Olayların ilk günü polisin şiddetine maruz kalan kırmızılı kadın
Ceyda Sungur, TOMA'nın karşısına geçip
kollarını açan Kate Mullen direnişin sembolleri olmuştu.
Sıraselviler Caddesi üzerinden Taksim'e çıkmaya çalışan bir başka kadın üzerine sıkılan biber gazı ve tazyikli su nedeniyle ayakta bile duramazken polis memurlarına "Çok büyük yanlış içindesiniz. Yapmayın. Görevi bırakın. Görevi bırakın!" diye bağıracak kadar cesaretliydi.
Gezi Parkı direnişi feminist bir eylem değildi, ama feminist kadınların etkin olduğu bir süreçti. Bu süreçte biz cinsiyetçi küfürlere karşı "Küfürle değil inatla diren" sloganını ürettik, LGBT ve anti-militarist arkadaşlar da "Kimsenin askeri olmayacağız" sloganını… Her iki slogan da hızla yayıldı ve direniş boyunca feminist veya LGBT olmayan kişiler tarafından da kullanılmaya başlandı.
KOMİK MİYİZ NEYİZ?
O gün Çarşı grubunun
polisleri kovaladığı ve TOMA'yı ele geçirdiği haberi herkesin yüzünü güldürdü. Polis
telsizini ele geçiren Çarşı taraftarları "polis beyaz desene" diye
anons yaptılar. Hatta "2 gün önce sevgili devletimizden aldığımız az
kullanılmış TOMA satılıktır. Fiyatını medyaya sorun onlar kaça satıldığını iyi
bilirler" şeklinde bir de ilan yayınladılar.
"Artık bizim bu ülkede işimiz çok zor" diyen mizahçılar direnişçilere şapka çıkardı. Onca gerginliğe rağmen bütün duvarlar birbirinden yaratıcı yazılarla donatılmıştı.
"Kahrolsun bağzı şeyler", "Recep'i mi kullanıyorsun Tayyip'i mi?", "Kakamın yüzde 50'sini tutamıyorum", "Dün çok çeviktin polis", "Polis kardeş gözlerimi yaşartıyorsun", "Çare Drogba", "Mustafa Keser'in askerleriyiz", "Bu halk bir harika dostum", "Korkma la biziz halk", "Biberi bal eyledik meydanları dar eyledik", "Türkiye güzel ülke de çevresi kötü", "Ya ameliyatlı yerime gelseydi", "Huzur isyanda", "O son birayı yasaklamayacaktın", "Ay resmen devrim" bir çırpıda sayabildiğim duvar yazıları… "Biber gazı bala benziyor" ise bence sürece en uygun olanıydı.
#DİRENPENGUEN
02 Haziran
01
Haziran'da Taksim Meydanı'na girmeyi başardık ama çatışmalar son bulmadı.
Ertesi gün Beşiktaş Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi önünde olaylar patlak
verdi. O gün CNN Türk eylem haberleri yerine penguenlerin hayatını anlatan bir
belgesel, Kanal D de evlilik programı yayınladı. Bu süreçte Halk TV herkesin
gözde kanalı oldu. Direniş devam ederken CNN'de yayınlanan penguen belgeseli
inanılmaz yaratıcı esprilerin üretilmesine ve yandaş medyanın bu yolla
eleştirilmesine sebep oldu.
"YASAL NE AYOL?"
Eylemin ilk haftası
polisin yüzüne biber gazı sıktığı kırmızılı kadın, TOMA'ya göğüs geren siyahlı
kadın, V maskesi takan başörtülü kadın kadar konuşulan ve sempati toplayan
başka yüzler, başka gruplar da vardı.
Çevik kuvveti canından
bezdiren Çarşı Grubu, "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin
altında fikir var, fikirler kurşun geçirmez" düsturuyla bir başkaldırı
ikonu haline gelen maskeli devrimci V, kendilerini Marksist ve Sosyalist olarak
tanımlayan Kızıl Hackerlar (Redhack), "Yasal ne ayol?", "Ay
resmen devrim" ve "Aşk örgütlenmektir" sloganlarının sahibi LGBT
Blok, ağaç kesimini engellemek için kendisini iş makinelerinin önüne atan ve
direnişin bütün süreçlerinde aktif olarak yer alan Sırrı Süreyya Önder, sırtında
taşıdığı Talcid'li solüsyonla gözü yaşaranların imdadına koşan Talcidman direnişin
en sevilenleri oldu.
Sonra bu isimlere eylemi yurt çapında bir salgına dönüşen Duran
Adam Erdem Gündüz, sağanak yağmura aldırmadan sabaha kadar Taksim Meydanı'nda
piyano çalan Davide Martello gibi isimler de eklendi.
En çok dalga geçilenler
sıralamasında ise iki belediye başkanı birincilik için kapıştı. Ancak Twitter'da
yaptıklarıyla gündemden düşmeyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih
Gökçek ile A Haber'de yayınlanan "Bi Sormak Lazım" programına konuk
olup, Selin Ongun'un Gezi ile ilgili sorulara yanıt bulamayan Beyoğlu Belediye
Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ın tahtına Necati Şaşmaz göz dikti.
"GECEDEN GÜNDÜZE DEĞİL DE…"
Ben direniş boyunca en çok
kitlenin espri üretme ve uygulama hızına şaştım. Artık gündemi duvar
yazılarından takip eder olmuştuk.
Mesela Kurtlar Vadisi'nin Polat Alemdar'ı
Necati Şaşmaz, 12 Haziran'da Gezi eylemleri hakkında Erdoğan ile bir görüşme
yaptı. Şaşmaz'ın görüşmenin ardından basın mensuplarına yaptığı anlamlı (!) konuşma
çok kısa bir süre sonra duvarlara yansıdı. Yarım saatlik konuşmadan tek kelime
anlayan çıkmayınca "Şaşmaz'ı anlama kılavuzu" yayınlandı, konuşmanın
tamamı deşifre edilerek sosyal medyada paylaşıldı.
Ben "Geceden gündüze değil de,
bugünden yarına değil de, çok acil olarak değil de çabuk çabuk" cümlesini
az çok anladım da fosforlu kedi gözü betimlemesinden, sosyologları yol
gösterici sanmasından, sesimizi görselde dünyaya duyurma çabasından, tahammülde
yük taşıma tamlamasından ne yalan söyleyeyim pek bir şey anlamadım. Ancak "Allah
hepimize yardim etsin ama en çok bana" dileğine yürekten "amin"
dedim!
Ben bu açıklamayı
dinledikten yarım saat sonra Gezi Parkı'ndaydım ve dev bir nazar boncuğu
merdivenlerden aşağıya doğru sarkıtılıyordu. Çünkü Şaşmaz konuşmasını
"Bana göre bu ülkeye nazar değmiştir. Dua okuyalım da bu üzerimizden
gitsin" cümlesiyle tamamlamıştı. Bu benzersiz konuşma Twitter'da
da eğlence konusu oldu, #direntürkçe etiketi TT listesine girdi. Hatta
ilerleyen günlerde Şaşmaz'a Hormonlu Domates ödülü bile getirdi.
"Kaç gündür TV'de
izliyorum, hep kuru yiyorsunuz, size çorba getirdim" diyen direnişçi
teyzeler, çocuklarına destek için Taksim'e gelen anneler de graffitilere konu
oldu TOMA ile anne terliği kıyaslandı, anneler için ihtiyaç listeleri
açıklandı: "Polisin kafasına atmak için terlik, direnirken terleyen
çocukların sırtına koymak için havlu, Gezi'de taşa oturanların altına
minder…"
"SİNİRLENİNCE ÇOK GÜZEL OLUYORSUN TÜRKİYE"
Bir araya gelmeleri hayal bile
edilemeyen üç büyük futbol takımının taraftarlarının, milliyetçilerle
BDP'lilerin, homofobiklerle LGBT'lerin buluşması, bir arada direnmesi,
birbirini anlamaya çalışması Gezi eylemlerinin yarattığı en önemli şeylerden
birisiydi.
"67 İLDE 235 EYLEM YAPILDI"
2 Haziran Pazar sabahı Taksim'de ortaya iki farklı görüntü çıktı. Bir yanda ters çevrilmiş, zarar görmüş polis arabaları, canlı yayın araçları, belediye otobüsleri diğer yanda da Taksim'i temizleyen eylemciler vardı.
O gün başta İstanbul olmak üzere
Ankara'dan, İzmir'e, Eskişehir'den Adana'ya, Samsun'dan Dersim'e kadar pek çok
ilde eylemler sürdü. İçişleri Bakanı Muammer Güler, 28
Mayıs'tan 2 Haziran'a kadar 67 ilde 235 eylem yapıldığını, bin 730 kişinin
gözaltına alındığını, zararın 20 milyonu bulduğunu söyledi. Beşiktaş'ta akşam saatlerinde başlayan
eylemler yine sabaha kadar devam etti. Beşiktaş'ta direnişçiler iş makinesini
ele geçirdi. Taksim sabah saatlerinde sakindi ancak akşam saatlerinde yeniden
doldu.
O gün Türk Tabipler Birliği’nin yayınladığı rapora göre İstanbul ve Ankara’da 1.000'den
fazla yaralı vardı. Gözlerini kaybedenler dahil olmak üzere, yaralananların
çoğuna hedef alınarak tazyikli su sıkılmıştı ve göz yaşartıcı bombalara, plastik
mermilere direkt maruz kalınmıştı.
"EVERYDAY I'M ÇAPULİNG"
Olaylar özellikle Erdoğan'ın "Evet, cami de yapacağız. Ben bunun iznini gidip de birkaç çapulcudan alacak değilim. Şu Twitter toplumun baş belası" sözleri ve Teke Tek programında yaptığı "İçki içen alkoliktir"; "Kışlayı yapacağız, içinde kültür merkezi, AVM veya rezidanslar olacak. Camiyi Maksim Gazinosu'nun arkasına yaptıracağız, AKM'yi yıkıp aynı adla yeni opera binası yapacağız" açıklamasıyla iyice tırmandı. Tabi çapulcu lafı "Everyday I'm Çapuling" olarak hızla duvarlara yansıdı.
"Chapuling" kelimesini
listesine dahil eden internet sözlüğü Zargan kelimenin anlamını "hakkını
aramak", "insan yerine konmayı talep etmek", "baskıya
direnmek" olarak açıklarken, herkesin katkıda bulunabildiği özgür
ansiklopedi Vikipedi'de "çapuling" şöyle tanımlandı: "2013
Taksim Gezi Parkı protestoları sürecinde Başbakan Tayyip Erdoğan'ın konuşması
sırasında türetilen yeni oluşum."
"YÜZDE 50'Yİ ZOR TUTUYORUZ"
03 Haziran
Başbakan'ın eylemcileri hem güldüren hem
de kızdıran açıklamaları bununla sınırlı kalmadı. 03 Haziran Pazartesi günü, Fas'a
giderken, Atatürk Havalimanı'nda oldukça gergin bir açıklama yapan
Erdoğan, bu defa Afrika gezisini eleştirenleri, kendisini köşeye sıkıştıran
Reuters muhabirini ve eylemcileri fena halde tehdit etti. Gezi Parkı’ndaki olayların parkla ilgisi olmadığını
belirterek, “Ben dün İstanbul’da açılışlar yaptım. Şimdi de Fas, Cezayir ve Tunus’a
gidiyoruz. Şimdi diyorlar ki Başbakan bu
zamanlarda hep yurtdışına gider. Bunlar aciz, zavallı. Bunlar aylar önce
planlanmış ziyaretlerdir. Bu aşırı uçların organize ettiği bir eylem. Maalesef
bu eyleme katılma durumunda olanlar var. Olay bir Gezi Parkı olayı değil. Şu
anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var. Biz
onlara ‘aman sabırlı olun sakın bu oyunlara gelmeyin’ diyoruz. Şu anda burada
böyle bir adımın atılması, organize, içeriden, dışarıdan bağlantıları olan bir adımdır. Benim vatandaşımın bu oyuna gelmemesi
gerekir. Burada yapılacak olan bir Topçu Kışlası olayıdır. Bu bir milletin
yöneticilerine ve kültürüne sahip çıkmasıdır. Gezi Parkı’ndaki ağaç meselesi bu
işin aslında fitilini ateşleme olayıdır. Vebali olanlar bunun hesabını verecektir."
'TENCERE TAVA HEP AYNI HAVA'
Toplantı sırasında, "Günler süren tencere, tava eylemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?"
diye soran gazeteciye Erdoğan'ın yanı ise “Tencere tava hep aynı hava" oldu.
O gün çok gergin olmama rağmen dakikalarca bu cevaba güldüm. Aynı gün Abdullah
Gül "Demokrasi demek sadece seçim değildir, mesajlar alınmıştır"
açıklaması yaptı.
Başbakanın “Tencere, tava hep aynı hava”
sözlerine en güzel yanıtıysa birkaç gün sonra Kardeş Türküler verdi.
Direnişe gelen şarkılı destekler bununla sınırlı kalmadı… Duman Eyvallah'ı, Boğaziçi Caz Korosu Çapulcu musun vay vay'ı, Nazan Öncel Güya'ı hazırladı. Sonra bu tarz şarkılar pıtırak gibi çoğaldı.
ARINÇ ÖZÜR DİLEDİ
Bundan bir gün sonra Ankara'da yoğun bir trafik yaşandı. Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Başbakan Vekili Bülent Arınç'ı ve BDP Milletvekili Sırrı Süreyya
Önderi'i kabul etti. Arınç, yaptığı açıklamada "O ilk olayda, çevre
duyarlılığıyla hareket edenlere karşı yapılan aşırı şiddet gösterisi yanlıştır,
haksızdır. O yurttaşlarımdan özür diliyorum" dedi.
O gün açıklama yapan Taksim Dayanışma ise şu talepleri dile
getirdi: "Gezi Parkı, park olarak kalacaktır. Ne Taksim’de Topçu
Kışlası’na ne de tüm doğa ve yaşam alanlarımızın talanına izin vermeyeceğiz. Gezi Parkı’ndaki direnişten
başlayarak halkın demokratik hak kullanımını engelleyen, şiddetle bastırma emrini veren, bu emri
uygulatan, yüzlerce insanın yaralanmasına neden olan sorumlular, başta İstanbul
Valisi, Emniyet Genel Müdürü olmak üzere derhal istifa etmelidir. Gaz bombası
kullanılması yasaklanmalıdır. Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest
bırakılmalı, haklarında hiçbir soruşturma açılmamalıdır. Türkiye’deki tüm
meydanlarında, kamusal alanlarda toplantı, eylem yasaklarına son verilmelidir."
Tabi istifalar sadece umut etmekle
kaldı…
GÖZALTILAR ARTTI
04 Haziran
04 Haziran'da gündüzü olaysız geçirdik ama gece
çatışmaya devam ettik. Polis, Beşiktaş'taki Başbakanlık Çalışma Ofisi önündeki
eylemcilere biber gazı ve tazyikli suyla, Gazi Mahallesi’ndeki tencere tavalı
2.000 direnişçiye de TOMA'larla müdahale etti. O gün Ankara Güvenpark'ta 65
kişi gözaltına alındı. İstanbul’da olaylarla ilgili gözaltına alınan toplam gösterici
sayısının 422'ye ulaştığı açıklandı. 422 göstericiden 281'i serbest
bırakılırken, 76'sı adliyeye sevk edildi. Dersim'de, Adana'da İzmir'de,
Eskişehir'de direnişe destek devam etti.
ABDULLAH, ETHEM, ALİ VE
DİĞERLERİ...
04
Haziran'da henüz 22'sinde olan Abdullah
Cömert polis tarafından öldürüldü. Kızıl Hackerlar olarak da bilinen RedHack,
"03 Haziran 2013
Pazartesi günü, saat 23.35 sıralarında, merkeze bağlı Armutlu Mahallesi’nde,
Belen nüfusuna kayıtlı ve Gazi Mahallesi'nde ikamet ettiği belirlenen Abdullah
Cömert isimli vatandaşımız, kimliği henüz belirlenemeyen bir kişinin açtığı
ateş sonucu ağır yaralanmıştır. Yaralı vatandaşımız kaldırıldığı hastanede
yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Olayla
ilgili olarak adli makamlar tarafından geniş çaplı inceleme başlatılmıştır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur" şeklinde açıklama yapılan “www.hatay.gov.tr”
sitesini hackledi. Bu ne yazık ki Gezi olayları sürecinde aldığımız son ölüm
haberi olmadı.
Abdullah'ın
ardından Güvenpark'ta direnen Ethem
Sarısülük, polis memuru Ahmet
Şahbaz tarafından 9 mm çapında mermi ile vurularak öldürüldü. 14 gün yoğun
bakımda kalan Ethem'in, beyin ölümü 12 Haziran'da gerçekleşti. Otopside mermi
çekirdeğinin beynin içinde olduğu rapor edildi.
Her
kayıp çok acıydı ama benim içimi en çok Ali yaktı. Çünkü Ali İsmail Korkmaz 02 Haziran'da, Eskişehir'de, polis şiddetinden
kaçarken sokakta kimliği belirsiz kişiler tarafından sıkıştırılarak odunlarla
dövüldü. Yere yıkılana kadar dayak yedi, olaya şahit olan bir kişi korktuğu
için müdahale edemedi. Polisten çekindiği için hastaneye gidemeyen Ali'yi
arkadaşları zorla doktora götürdü. Ancak eylemden gelenlere bakmayan doktor Hasan Gülcü, bir şeyi olmadığını ve
gidip ifade vermesini söyledi.
Ali sabah uyandığında konuşma zorluğu çekiyordu.
Arkadaşları ailesine haber vererek başka hastaneye götürdü. Hastanede beyin
kanaması geçirdiği ve vücudunda pek çok kırık olduğu söylendi. Ali ameliyata
alındı ancak müdahale edilmekte geç kalındığı için solunumunu ve bilincini
kaybetti. 37 gün boyunca gözlerini
açamayan, gencecik üniversite öğrencisinin, 10 Temmuz’da ölüm haberi geldi. Ailesinin,
arkadaşlarının, bizlerin içine koca bir acı bırakan Ali'nin katilleri ise hala bulunamadı
(!)
"BOYANI KAP GEL"
Kadınlar, seks işçileri ve eşcinsellerle
ilgili atılan küfürler, direnişin başladığı ilk günden itibaren duvarlarda,
sokaklarda ve sloganlarda karşımıza çıktı. Gezi Parkı protestolarının duvar
yazısı ve graffiti şeklinde yansıdığı İstiklal Caddesi'nde feminist bir eylem
yaptık. Duvarlardaki cinsiyetçi ve küfürlü yazıları sprey boyalarla kapatıp yerlerine
ya kendi sloganlarımızı yazdık ya da feminalar yaptık.
KÜFÜRLE DEĞİL, İNATLA DİREN!
04 Haziran'da İstanbul
Feminist Kolektif olarak "Boyanı kap gel. Küfürle değil inatla
diren!" çağrısı yaptık ve saat 16:00'da, Taksim'de buluşarak cinsiyetçi ve
homofobik küfürleri temizledik. Beyaz ve mor boyalarımızla
küfürleri dönüştürürken “Küfürle değil, inatla isyan”, “Küfür tacizdir, inatla
diren”, “Tayyip kaç kaç kaç, kadınlar geliyor” sloganları attık.
08 Haziran'da, Gezi Parkı'nda
yaptığımız küfür atölyesinde de kadınların bedenlerini ve cinselliğini hedef
alan küfürleri nasıl tersine çeviririz, bununla nasıl mücadele ederiz sorularına
yanıt aradık.
Beden, cinsiyet, dil ilişkisini tartışırken tedavülden kalkmış küfürlerimizi hatırladık, cinsiyetsiz küfürlerin neler olabileceğini, tamamen küfürsüz bir tepkinin nasıl verilebileceğini tartıştık.
BİZ DE ÇADIR KURDUK, HEM DE MOR!
Biz kadınların da
Gezi'de artık bir çadırı vardı. Her akşam saat 19:00'da, "Tayyipsiz,
tacizsiz hava sahası"nda toplanıp sohbetler ettik, sloganlarımızı attık, broşürlerimizi
dağıttık, halayımızı çektik…
İstanbul Feminist Kolektif olarak kurduğumuz çadırı mor dövizlerle kapladık. Direnişin sürdüğü sokaklarda kendimizi normalden daha güvende hissediyorduk ve bu güveni korumamız gerektiğini düşünüyorduk.
Mor çadırı örgütlenmek, atölyeler yapmak, kendi sözümüzü üretmek, cinsiyetçi küfürlere "dur" demek ve ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla kurduk. Olası taciz vakalarında kadınların başvurabilecekleri bir yerleri olsun istedik. Direnişte kullandığımız sloganları tişörtlerimize basabileceğimiz bir masa oluşturduk. Bir de Gezi'ye gelen kadınların hükümetten ve erkeklerden taleplerini yazdıkları "kadınlar ne ister?" başlıklı bir panomuz vardı.
İstanbul Feminist Kolektif olarak kurduğumuz çadır bütün kadınları temsil
ediyordu ve isteyen her kadın çadırımızı kullanabiliyordu. "Kadına,
orospuya, ibneye küfretme", "Barikattayız direniyoruz",
"Gezi'de tacize yer yok" gibi sticker'lar yaptırdık.
Bu kadar emek
verdiğimiz çadırımız polisin Gezi'ye saldırısı sırasında yandı. Hemen ardından
Gezi Oteli civarında ikinci çadırı kurduk.
"ABLA YA ŞEREFSİZ DİYEBİLİYOR MUYDUK?"
Benim çadır nöbetinde olduğum gecelerden
birinde bir grup erkek çalılıkların arkasında içerek küfrediyordu. Gidip uyarma
ihtiyacı duydum. "Arkadaşlar kaç gündür burada bağırıyoruz, küfürle değil
inatla diren diye" der demez özür dileyip sustular. Normal koşullarda
sabahın 5'inde parkta içen bir grup erkeğe bunu söylemeye cesaret edemezdim,
etsem bile özür dilemezlerdi… Bu süreçte LGBT'lere karşı tavır da çok değişti.
İbneyi küfür niyetine kullananlar "oğlum sen de amma homofobiksin", "şerefsiz diyebiliyor muyduk
acaba?" demeye başladılar. Henüz devrim yapamamış olsak da devrim kadar önemli
bir kazanım sağlandı bence Gezi'de. KÜTÜPHANE VE DEVRİM MARKET
Bizim çadır kadar
heyecan verici bir başka oluşum da Gezi'de kurulan kütüphaneydi. Kaldırım
taşlarından yapılan raflarda, Gezi kaşeli, envai çeşit kitap okurunu
bekliyordu.
Ben kütüphaneyi görür görmez basın danışmanlığını yaptığım Yazar
Ayşe Kulin ile görüştüm. Son kitabı Dönüş'ü çıkarttığı Remzi Kitabevi kütüphaneye
200, eski yayınevi Everest ise 50 kitap bağışlandı ve Ayşe Kulin Gezi'ye
gelerek kitaplarını imzaladı. 250 kitap birkaç saat içinde yeni sahiplerine
ulaştı.
Ayrıca gönüllüler Gezi Parkı'nın ortasına paranın geçmediği Devrim Market'i kurdu. Direnişçiler için halk ve esnaf erzak yardımı yaptı. Paranın geçmediği komün yaşam Gezi'de kendiliğinden oluştu.
Gezi
Direnişi sürecinde işportacı tezgahlarının da yüzü değişti. V maskelerinden dilek
fenerlerine, toz maskelerinden barete kadar her şey satılır oldu.
"ZALİM SULTAN'A KARŞI…"
05 Haziran
05 Haziran'da KESK, DİSK, TTB,
TMMOB iş bırakma eylemi yaptı. Gezi'de o gün ilginç bir ortam vardı. Direnişe
destek veren Antikapitalist Müslümanlar'la birlikte kandil simidi yenildi. Grup
üyesi Münibe Altıparmak "Yarabbi,
9 gündür bu meydanda direniş içerisinde olan gençlerin seslerini kavli,
soluklarını güçlü eyle. Direnirken ölen kardeşimize Allah’tan rahmet,
kalanlarına marifet diliyoruz. Zalim Sultan'a karşı, Hakkı haykıran gençleri bu
memleketten eksik eyleme" şeklinde dua etti.
Gezi Direnişi'yle ilgili haberlere
ulusal basın kayıtsız kalırken yabancı basın geniş yer ayırıyordu. Star, Sabah,
Habertürk, Bugün, Yeni Şafak, Zaman ve Türkiye gazeteleri Başbakan Erdoğan'ın Kuzey
Afrika dönüşü yaptığı açıklamayı 07 Haziran'da "Demokratik taleplere
canımız feda" başlığıyla manşete taşıdı. Yani hükümete yakın yedi gazete birden
aynı başlıkla yayınlandı.